24 Kasım 2011 Perşembe

MEVSİMLERLE ARAM YOK..

  Bu başlık,değişen üçüncü halidir esasın.. Nereden nereye getirmiş olduğuma ben bile hayret ettim.. Esasında derdim 4 mevsimin 4 ü ile değil,ben KIŞ ı sevmem,o da beni sevmez zaten,her başlangıcında ortasında ve sonunda hasta eder beni.. Diğer mevsimlere kızgınlığım ise,kendini çok sevdirtmeden gidiyor olmaları ya da gelene kadar nazlanmaları,eskiden böyle değildi,kış da yaz da adına yakışır davranırlardı,özellikle YAZ a benim sitemim, sevdiğim zamanlarda öyle güzel ısıtırdı ki içimi,o beni kışın sonuna kadar götürürdü.. Şimdi ise üşüyorum..
  Bilmiyorum,her kabahati sadece Mikail e mi atmak gerek,sanırım biraz da ruhum ile bedenim donuklaştı,eski canlılığım kalmadı,sürekli güler eğlenirdim ben,güldürürdüm,gevezelik ederdim, patavatsızlık ederdim,küfür ederdim,felsefe bile yapardım, ama hepsinin içinde bi sıcaklık vardı hatırlıyorum.. Şimdi kalmadı..
  Artık sanırım,içimdeki dört mevsim de, dışardaki dört mevsim gibi biraz duygusuzlaştı.. Hiç bir an ımı, hakkettiği gibi yaşatamıyorum farkındayım.. Gülümsemek gerek,hatırlıyorum..
  Bunalımlı bi bok oldum çıktım, özellikle bu mevsimlerde,yani kışın, dışarıya baktığımda havanın karanlığı, karamsarlıktan öteye götüremiyor beni,ben yağmurda yürümeyi de severdim bi zamanlar diye anımsıyorum ama,şu an düşünüyorum da yağmur,kahve,kitap gibi cümleleri yanyana getirip 'hayat bu' diyenleri hiç mi hiç anlamıyorum,sıcağı sevmemek nedir,kabul edemiyorum.. İşte biraz da bunlar yüzünden benim soğukluğum,ben yaz çocuğuyum ağustosun sıcağında doğmuşum,güneşin tam kendini göstermeye başladığı sabah saatlerinde,ben güneşi seviyorum, onu sabah yatağımda uyanmak üzereyken gözümün taaa en içinde hissetmek benim için uyanmak demek..
  Neyse,benim kendimle aram yok bu aralar,kışta geldi çattı,daha coook var bitmesine.. Umuyorum bu yaz,bu yazımı tekrar okurum da,geçen yazlarda ona ettiğim haksızlığı bu sefer yapmam, umarım hakkını vererek gülümseyebilirim her sabahına.. En azından sonraki kışlara bir nebze gülümseme depolamalıyım..

17 Kasım 2011 Perşembe

EŞŞEK MİKMENİN BİLE BİR ADABI VARDIR..

    Sözlerden geriye pek birşey kalmıyor desekte,çok şey kalıyor.. Fazla eski olmasa da yeni zaman diliminde tanışıp sevdiğim bir yazar arkadaşımın lafıyla, 'yazmak lazım, yazdıkça yazar insan' diyor, işte söz gider yazı kalır diyerek,ard a kalanları da buraya yazmak istedim.

   İnsan ı büyüten tecrübeleridir, ve bu tecrübelerden coğu yediğimiz kazıkların kıçımızdaki acısıdır unutamadığımız,en cok içimiz acıdıgında bir mertebe daha yaklaşmış oluyoruz nirvanaya,yani hayat boyu mikilmek insanı folloş etse de,kaliteli bir orospu oluyorsunuz işin sonunda.. işte bu orospuluk döneminde kimlere ne kadar verdiğinizin hesabını yapıpta, arada 'lan o kadar da iyi muamele etmiştim,aldığımız bahşişe bak' dediğiniz anlar,sizi bir sonraki emmeli gömmeli mikilmeye daha tecrübeli sunuyor.. en azından, bir sonraki aktiviteye yanınızda bir adet kayganlaştırıcıyla gidiyorsunuz..

  Ama esas olay şu, harbi bu hayat birbirini mikmekten mi ibaret, yok mudur arkanızı döndüğünüz de hedefi kıçınıza kitleyenlerden başka, ya da her insanoğlu tabiatı gereği illa göz ucuyla olsa dahi, bi bakar mı 'uygun pozisyon ne zaman saglanır' diye,her güvenipte önünde domaldığın kişinin hareketinden sonra bana sözlerden geri kalan, bir pis peçete gibi geliyor. Ha diyeceksiniz ki 'lan mal mısın ne diye domalıyon' o da işte insanın boş anı,yerde gördüğü güzel birşeyi ayakparmaklarıyla almaya çalışmayan herkes domalmaya mecburdur, ya sevginin kıymetini bilmeyip kokmuş ayaklarınızın altına alacaksınız, ya da mikee mikee domalacaksınız.

  Çok üzülüyor insan,çok kızıyor kendine,çirkefleşiyor,psikopata bağlıyor, bazen gururunu ayaklar altına alıyor ama geçiyor eninde sonunda acısı,eger yazmadıysan bir kenara,hafızalardan dahi siliniyor.İşte bu yazı 'unutmamak için' düştüğün pozisyonu,'eşşek mikmenin bile bir adabı vardır' sözünü unutturmamak için kendine..

  Derken, hayat bitecek, yediklerimiz yemediklerimizin yanında kar mı kalmış zarar mı illa ki bir donem düşüneceğiz,ha düşünüpte ne olacak, 'hiç bi bok olmayacak', sizi mikenler, elinde penisi ..kııss kısss.. gülecekler,yeni engin sulara bakarak.. Ancak,siz sadece götünüzü kaybetmiş olacaksınız, onlar ise neleri kaybettiğinin farkında bile olamayacak.

 Ben vazgeçmeyeceğim domalmaktan,elbet arkadan bakmak yerine,benimle birlikte yerdekini almaya eğilecek başkaları da olacak diye..

(ya çok orospuyum, ya da harbi malım.. :)) )

Sevgiyle..

18 Ağustos 2011 Perşembe

KENDİNE GURBET YAŞAMAK..

  Nereden aklıma geldi derseniz,Özdemir Erdoğan ın Gurbet i dinliyorum,hani şu Kemal Sunal üstadın Çöpçüler Kralı filminin müziği.. Ne güzellermiş..
  Gurbet bir tek memleketinden uzaklarda yaşamak değilmiş, kendinden uzaklaşmakta bir gurbetmiş ben bunu anladım.. Gurbetçi en çok neyi özler, yaşadığı toprakları, etrafındaki insanları, havasını suyunu memleketini, onu o yapan herşeyi yani, esasında kendini özler işte, memleketi değil, kendine ait olan nefesini..
  Günümüzde, herkes gurbet, kendine gurbet, çünkü kütüğünde yazan şehirden uzaklaşmış olmasa da, özellikle büyük şehir dediğimiz bok çukurunda kendinden uzaklaşıyor insan, çok mu ataerkilim de bu geldi şimdi aklıma, hayır alakası yok, uzaklaşmak sadece örf adet ananelerden uzaklaşmak değil, insanın nefes almaktan hoşlandığı yaşamdan uzaklaşması esas gurbet, taa ki bunu düşünmek için kendine sadece 60 saniye verirse farkettiği şey..

  Herkesin içinde bir 'ben' var ya işte onu yaşayabilmek mutluluğu.. işte bu mutluluğa gurbet yaşamak,kendine gurbet yaşamak..
  .......
  Bizi bizden çekip alan hayata küfürlerimle..

26 Temmuz 2011 Salı

BUGÜN BİLMEDİĞİNDEN BİR ÖNCEKİ GÜN..

 Çok sağlam başlık attım ama gerisin geri yazmak istemiyorum,sanırım zaten gerisinde ne yazacağımı bilmiyorum.. Bugün bilmediğinden bir önceki gün,yani..? İkinci kelimeni bilmemek,alacağın ikinci nefesi bilmemek,nereye gideceğini bilmemek,sabaha nasıl uyanacağını ya da uyanıp uyanamayacağını bilmediğin gün,işte o gün bugün..
  Birinden bahsetmek istiyorum;
  Bir ömer var, renkli gözlü bir dadaş.. Biraz deli, biraz dolu, belki de deliliği doluluğundan geliyor.. Diyor ki ömer, 'abi ben hiç üzülmüyorum,düne kadar bazen bir adam üzerime üzerime geldiğinde, bir kadın gözlerini üstüme dikip baktığında hatta bir çocuk hızlıca bana doğru koştuğunda korkuyordum, şimdi korkmuyorum, çünkü bir ses duydum 'ha mim' diye ve artık korkmadığım gibi hiçbirşeye üzülmüyorum'..Şimdi bu yazıyı okuyan var ise,o ne demek la,diyordur içinden,işte öyle.. Ömer hayata biraz farklı bir pencereden bakan dadaş, o yüzden pek fazla dinden bahsetmemek lazım yanında,biraz üstüne gidilince sıcak basıyor adama sabah demeden akşam demeden kendini denize atıyor.. ancak, bana bu blogu yazdırabilecek kadar da etkileyici yaşıyor demek ki hayatı.. adam denize atıyor kendini,çünkü hepimizdeki kızgınlık hissi onda da var ama o en güzel çözümü kendini ıslatmakta buluyor.. bazen bir laf ediyor, harbi diyorsun bugün bilmediğin bir önceki gündesin,sana noluyor..
  insanoğlu her neye inanıyor ya da inanmıyorsa da, ortak bir payda var ki aynadaki sulieti, bazısı onun bir başkası olduğunu düşünüyor,bazısı da yansımanın ta kendisi,ancak ve ancak tek gercek var ki, o da kesin olarak hicbir seyin doğruluğunun bilinmediği.. işte bilmediğin şu anlarda yazıyorum bu yazıyı..
tuaftır,ilk defa yazdığım bir yazıyı daha bitmeden üçüncü kez okuyorum,sanırım saçmalayıp saçmalamadığıma bakıyorum.. yaw işte şu ömer,bunu hiç umursamıyor ya,ben ona takılıyorum esas, adamın umurunda değil senin bakışın,sen kimsin ki onu sorgulayasın..
  neyse çok fazla sapıtmak istemiyorum,şu an kendime itiraf ettim bunu ve devam etmiyorum..
 
  ancak;

  bundan sonrasında bu yazının,bir paragraf daha var aslında ama bunu bir tek şu an ben biliyorum..

1 Temmuz 2011 Cuma

HAYAT ÜÇ TAKLADAN İBARET..

Listeleyelim;
  1. Doğmadan önce anne karnında attığın takla...
  2. Yaşam içinde hayatta kalabilmek için attığın türlü türlü takla..
  3. Ölmeden hemen önce attığın takla.

  Sanırım en keyiflisi birinci madde, çünkü hiç kimse hatırlamıyor.. Zaten yaşamda en keyif aldığın zamanlar hep en çabuk unutulanlar ya da zamana yenilip hatırlanamayanlardır,çünkü diğer yaşam çabaları illaki o keyiflerinizin üstüne limon sıkmaktadır.Düşünün, ilk aklınıza gelenler canınızı en çok yakanlar mıdır, yoksa keyif aldıklarınız mıdır? Esasında bilmiyorum,şu hayata pozitif bakabilitesi olanlar ile, bardağın dolu kısmı boş kısmı diye kafa ütüleyenlerden olmadığım içinde olabilir,benim gibilere 'negatif' diyorlar.. Bu negatif kelimesinin bir tek, hastane raporlarında gülümsenerek karşılandığını gördüm,negatifsen yırttın demektir.. Hayat,hastane raporlarına benzemiyor o ayrı..
  Velasıl kelam hatırlamasakta, o birinci takla çok önemli ,nefes alma eylemini gerçekleştirdiğiniz zaman diliminde atacağınız taklalara alıştırma,hayatınızda bir daha hiç o kadar güvenli kollarda takla atamayacaksınız çünkü..
  İkinci madde en sevdiğim,burada ister pozitif ol,ister negatif,istersen şu her boka gülümseyerek baktığı söylenen masal kahramanı hatun ol,o taklayı atacaksın.. Atmasan da ,attırıyorlar nasıl olsa,tabiri caiz ise 'illa bi taklaya getiriyorlar' kurtuluşun yok. Olaya ruhani bakanlar, bu taklaları seni yarınlardaki güzel şeylere hazırlayan nasihatlar olarak nitelendiriyor,felsefik yaklaşanlar,zaten hayat bu değil midir gibi zikimdirik bir yaklaşımla geliyorlar,geriye kalan kesim, kader diyerek olayın tam orta yerinden en arabesk girişi yapıyorlar..
Ben bu üçgenin neresindeyim harbi bilmiyorum,kişilik bozukluğu da olabilir ama kimi zaman duacı, kimi zaman felsefik,kimi zamanda isyankar olabiliyorum.. Ha, hiç birinin bi boka yaradığını görmedim,herşey kafasına göre devam ediyor gibi..
  Takla atmaya cesaret etmek-edememek;bu şöyle birşey,denize yuksek bir noktadan atlamaya çalışırken gerildikten sonra bir an da hızlanarak koşmaya başlayıp,ardından tam son noktada göt gibi kalmak ve ya balıklama atlayabilmek,bir başkası ise bilerek atılan taklanın sonucunu bilmemek,bazen bi tarafını kırarak bazen mucizeler yaratarak,bazen de harcanmış boş artistlik çabası,en sonuncusu taklaya gelmek,bu çok enteresandır,çoğu zaman insan kendi gerzekliğini kapatmak için kullanır bunu,'lan ben öyle düşünmemiştim,çok pis taklaya getirdildim' gibi,esasında koca bir yalandır, doğrusu 'aha yine sıçtık,vay o.çocuğu nerden uydum yavşağa'dır,tabi bunun yanı sıra bazı saflar da vardır ki, bak o saflardan biri de ben olabilirim (vay o. ço..) öhööö.. yani saf insanlarda vardır tabi ki,farkında olmadan taklaya getirilen..
  Sonuç,hepsinde taklacı kuşlara özenen bir insan silüeti ((Fransızca: "silhouette")...
  Vee,üçüncü takla.. Ölüm.. Vaayy anasını,ne kelime ama.. İşte bu kelime,ne kadercilerin, ne felsefecilerin, ne de arabeskçilerin tam olarak kestirebilebildiği birşey,taklanın en büyüğü.. Gidildiği yer belli değil, ne zaman gidileceği belli değil,o taklanın nasıl atılacağı hiç belli değil.. 
  En çok güldüğüm taklalardan biri,nasıl takla atacağını bilememek.. Şöyle ki, oldu da son anlara yaklaştığını hissettiğin zamanlarda,diğer taraf ile ilgili kafanda ampuller yanmaya başladı (tamam ampul birşeyler çağrıştırmış olabilir çaktırma) 'lan ya harbi varsa' , 'ya yanarsam' ,'yok lan cevap veremem harbi ne dicem' hah işte bu baloncuklar kafanın ustunde pıt pıt çıkmaya başladığında, nasıl bir takla atsamda ucundan kurtarsam olayı yaşanır,her dinde örneklerle mevcuttur,bunlara demek isterim ki 'ne kadar atarsan takla,dona düşer son takla,sıçtığının resmidir'. Olayım şu,birşeye inanıp inanmamak değildir durum,yavşak olmak hiç bir tarafta kabul edilemeyendir..
  İşin esprisi bir yana,son TAKLA çok önemlidir harbiden,hayatının en karizmatik taklasıdır sen göremesen bile,son takla işin özetidir, o güne kadar attığın taklaların bütünüdür,giriş gelişme ve sonucundur,film şeridi yalandır ama duyguların en ağırındasındır,nasıl attığın çok önemlidir,son karende yüzünde tüm yaşadığın taklaların ifadesi kalır,tecrüben ise o takla sonucu,yüz üstümü,sırt üstümü yoksa göt üstümü düşeceğini gösterir..
  
Şimdi bakınca,ilk takla ile son takla arasında benzerlikler var değil mi.. Arası teferruat..
   

30 Haziran 2011 Perşembe

ÖNCE YAZMAYI ÖĞRENMEM LAZIM..

Heves işte,sevgili edebiyat kurdu eşimden esinlenerek açtığım blogumla ne yapacağım hakkında hiç bir fikrim olmadan geçirdiğim ilk dakikalarım..
O yüzden önce yazmayı öğrenmem lazım..
Yazı nasıl yazılır,ne işe yarar,bir amaç içermeli midir..? neydii.. ''giriş,gelişme,sonuç'' olay bu mudur acaba..?
Giriş yaptım sayılır mı şimdi? :)) (bence bu gülücük buraya olmadı)
Neyse..
Yazmak çok önemli birşeydir.. Ben pek okumayı sevmem,o nedenle yazma kısmı bana daha sempatik geldi sanırım.. Buradan yazar olup çıkacakta değilim..
Sadece biraz kafa dağıtıp uzaklaşabilirsem inşaat malzemeleri manzaralı masamdan,sanırım amacına ulaşmış olacak blogum..
Ha, birinin de bana şu blog' un ne demek olduğunu anlatması lazım..
Buranın bir başka amacı da,birbirimize birşeyler anlatma çabası öyle değil mi..
Anladım ben o zaman.. Anlatabildiysem de derdimi ucundan kenarından tamamdır..
Siz sevgili,şu an beni takip etmeyen tüm insanlar,sizleri saygıyla selamlıyor,sevgiyle kucaklıyor,hasretle öpüyorum..