Yaş 33 yolun yarısından 3 eksik 1 fazla.. Klişeleşmiş laflardan yorulduğum yaşlardayım, saç ile sakalda birden fazla, sayamadığımdan ise az, beyazlar... Gözlerde bir donukluk var çözemediğim..
Anılara yaslandığım günlerdeyim..
Çocukluğumun mahallesinde yaşamaya devam ettiğimdendir ki, her gün geçerken birşeylerin gözüme batması bugünlerde fazlaca üstüme geliyor.. Eski parkın yerinde, yıllardır 'para' işlerimin yürütüldüğü bankanın olduğu binanın dikildiğini geçenlerde farkettim,sanırım bina 20-25 yıllık vardır, demek ki park, bir o kadar yıldır yok orada,ben farkedeli anca olmuş 1 hafta..
Babamla gittiğim çay bahçesi, geçenlerde en sevdiğim ile gittim oraya, masalarından yürüttüğüm çay paralarının cebimde yakalanmasını anlatmadığım 20 yıllık bir garsonla konuştum bir kaç dakika, bana 'Neden gelmiyorsun,arada uğra..' dedi, farkettim, uğramıyorum gerçekten, en son bir dostumun ve en sevdiğimin öğütleriyle 7-8 yıl öncesinden kalma son bir hatıradan başka pek birşey kalmamış ki aklımda..
Havanın güzel olduğu hergün toprağını kazdığım,birşeyler sakladığım (ve halen bulamadığım), tozu toprağında uyduruk gözlüklerime top gelmesinden korktuğum için hep fasulye misali futbol oynadığım,ağaçlarına dalmaktan keyf aldığım bahçem; şimdilerde kızım koşuyor kilit taşlardan döşenmiş otoparkında,apartman görevlimiz Niyazi Amcamın bana emanet ettiği kiraz kurumuş, düşüp kulağımı yardığım erik ağacına da sözde yıldırım çarpmış,yerinde yeller esiyor..
Tam karşımızda 'Perili Köşk' ümüz vardı,bahçesinde kurumuş otların arasında muhabbet ettiğimiz, daldığımız nar ağacı vardı,bir yaşlı bekçi amca vardı, harbiden şimdiki dizilerde olduğu gibi sürekli kovalardı bizi, içine girmek için cesaret topladığımız anlarımız vardı.Üst katında bir gece bir ışık görmüş, gecenin köründe camdan pencereden hırsız gibi içeri girmiştik,gıcırdayan merdivenleri çıkarken,is kokan üstü kapalı eşyaların arasından geçmiştik, kuru kafadan mumluğu olan bir üniversite öğrencisini tanımıştık orada, şimdi 16 katlı gökdelen misali yeşil binasının tek bir komşusunu tanımadığım yerden bahsediyorum..
Çocukluğumun anılarını birleştirmeye çalıştıkça, bakıyorum Puzzle ı birleştirmeye çalışsam da çok eksik var artık tahtada.. Biz büyüklerimizin 'hey gidi' leriyle büyümüş nesil, şimdi o kelimeleri bile çocukluğumuzda kalmış anılar olarak yaşıyorken, Eskilerden bizim çocukluğumuza eklenenleri biz şimdi yanyana dahi getiremiyoruz,bir de üstüne üstlük bizden sonrakilere anılarla dolu bir çocukluk bırakmaya çalışmanın yanından yakınından geçemiyoruz..!
Farkettim ki, esas olan unutkanlık değil, utanma duygusu.. Yeşilimizi unutmamız, saflığımızı unutmamız,kirlenmeyi unutmamız ve en sonunda insanlığımızı unutmamızın verdiği utanç duygusu.. İşte bu,hiç bir zaman yerine başka birşey koyulamayacak en önemli kilit parçası puzzle ın..
Çocukluğunuzu unutmayın.. Tüm parçaları birbirine yapıştıracak 'öz' onun içinde..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder