'Açıkçası kıskandım' , bir yandan da hayıflandım 'neden bende bir blog yazarı olmamışım' diye, sonra hatırladım,ben de bir zamanlar açmıştım böyle bir site,ama işte hep denildiği gibi 'başladığın işi sahiplenmek o işin esas başarısını getiren şeydir' ve sonuçta bu olayı sahiplenenlerin kazandığı bir başarıyı kıskanmış olmaktan öte ne yapabilirim ile şu an bu satırları yazıyorum.. :) (pek tecrübeli olmadığımdan şimdiden sürçü lisan edersek affola)
BumerangNet , muazzam bir workshop u, muazzam bir insan ile birleştirerek, kafadan farkı yaratmış zaten ve sormuş 'Ali POYRAZOĞLU ile Fark Yaratmaya Hazır Mısınız?'' Yapılan seçmelerde, fark yarattığını düşünen blogların arasından 20 şanslı isim seçilerek Ali Poyrazoğlu farkını yaşamak üzere Borusan Dolmabahçe Sahne bu şanslı gece için hazırlanmış ve şölen başlamış..
O akşam ile alakalı paylaşılan tüm blogları okudum,, ilk göze çarpan şeyin BOD_Sahne olduğu, çoğu kişinin ise buranın varlığından o akşam haberdar olduğunu,Davetlilerin, 'Fark' denilen şeyi daha bu kapıdan içeri girdiklerinde fark ettiklerini gördüm, işin ilginç tarafı bu fark da Ali POYRAZOĞLU nun bir ürünüdür.. :)
Ben, sıkı bir Ali Poyrazoğlu takipçisiyim, o nedenle kendisinin Tiyatrocu kişiliğinin yanında çok yönlü bir insan olduğunu,en prestijli firmalarda İnovasyon,Fark Yaratma,Kendini Geliştirme vb. kısaca 'Yenilenmenin gerekliliğini ve bunun için neler yapılabileceği ipuçlarını' binlerce kişiye beyin fırtınaları eşliğinde sunduğunu, kendini 'İnsan' üzerine çok çok iyi yetiştirmiş bir bilge ( bunu yazarken abarttığımı düşünenler olabilir ama 'bilme' konusunda inanın çok iddalı bir isim ) olduğunu biliyorum. O nedenle, oradaki 20 kişinin ne kadar büyük bir şans yakaladığını da tahmin edebiliyorum.
Neyse,velasıl kelam 'Fark Yaratmak' denilince bu 20 şanslı kişinin o akşam nelere sahip olduğunu, şiddetli bir merak içerisinde, yazdıkları tüm blogları toplayarak, bende KENDİMCE, kendime bir pay çıkartmak istedim. ''Benim de farkım bu olsun, şansı yakalayamadıysan, onu kendi kullanabileceğin hale getirip faydalan, kendi şansını kendin yarat' :)
Ali Poyrazoğlu ( benim ve bir çok seveninin ona hitap ettiği üzere 'Üstat' ) Üstadın, teknolojiyi her daim yakından takip ettiğini ama insanları tembelleştirdiği için pek sevmediğini sezmişimdir, bu nedenle workshopun ilk dakikalarında cep telefonu ve akıllı padleri kullanmamalarını,konuşulanları akıllarında tutmalarını rica ederek 'hazine sandığının kapağını aralayarak' başlamış.
Bundan sonrası, o şanslı ( kıskandığım ) 20 kişinin bloglarından harmanlayarak çıkarttım..
Üstat, nefes alış verişlerin, diyaframdan alınan nefesin ve bu egzersizleri yapmanın faydalarını anlatarak, ufak bir ortam motivasyonu sağlayarak girmiş olaya; arkadaşları belirli bir sistemde oturtarak sırayla belirli konuşmalar yapmalarını,birinin bitirdiği kelime ile diğerinin devam etmesini istemiş, ( burada takım çalışması ve hayal dünyası egzersizi yapılmış sanırım : ) ) sonrasında, arkadaşlara, kendi hayallerinde nasıl doğru kapılara yönlenmeleri gerektiğini göstermiş,yanlışlarını anlatmış..
Fark yaratmanın, esasında kendi kendine yapılan bir yolculuk olduğunu, ve her insanın bu yolculuğa çıkmadan kendine bir yol haritası çizmesi gerektiğini, hedeflerini koyması gerektiğini belirtmiş. Her insanın içinde, doğuştan gelen bir yetenek, bir sanatçı olduğunu, ama bunu bazılarının keşfedip, bazılarının keşfedemediğini, İnsanın kendine meydan okuyarak kendini geliştirebileceğini bunun için ise değişimin önce insanın kendisinde başlamasını, farkın ise bundan sonra yaratabilineceğini anlatmış.
Çok okumanın gerekliliği, hatta bir yazarı kendinize arkadaş edinerek onunla bütünleşmenin, onun gibi düşünmenin, ben olsaydım nasıl yazardım ya da o olsaydı bunu nasıl yazardı diyerek,farklı bakış açılarını kendi içinizde sürekli yaşamanız gerektiğinin altını çizmiş.
Workshop tam iki saat sürmüş.. Ama konuşulanlar, dinleyenlerin zihninde o dakikadan beri dönüp durmakta.. Bu Üstadın oyunlarında yarattığı sihiridir zaten..
Benim genel olarak, Üstadın yaklaşımlarından çıkarttığım sonuç ise şu; hep verdiği bir örnek vardır ''Çocukluğumuzdan bu yana 'icat çıkarma başımıza akıllı ol' diye büyütürler,sonra yetişkin bir birey olduğumuzda da işverenin ilk istediği şey 'bana bir icat çıkar' oluşu'' , yani bireyin toplum ile birliktelik içinde yaşaması lakin her denilene kulak asmaması, kendi içindeki sanatçıyı, kendi içindeki 'öteki'yi , içinde varoluşundan bugüne kadar mevcut olan farkı dışarı çıkartması, bunu da yaparken kendini her zaman geliştirmesi gerekliliğidir.
Sonuç; Üstadın çok sevdiğim bir sözü ''Aynanın tersi ve yüzü vardır.Birisi aynaya bakar gördüklerini anlatır, ben ise aynaya bakanları anlatırım''
Sizi, içinizdeki ötekini* size anlatan bir Üstat 'Ali POYRAZOĞLU', ne övmeyi ne de övülmeyi sevmem, ama Üstadın insan üzerine olan başarısı her daim övgüyü hakediyor, onu bilir onu söylerim..
Ayrıca; Sizi ıskalamadığım için de kendimi çok şanslı hissediyorum Üstat' :))

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder